Endüstriyel Devrimler Tarihi ve Endüstri 2.0

Daha önce yayınlanan Endüstri 1.0 ve Buharlı Makinalar Dönemi yazısında, ticari amaçlı kullanılan ilk buharlı makinelerle birlikte, buharlı makinelerin gelişimi ve bunun endüstriye etkileri incelenmişti.

Buharlı makineler; içten ve dıştan yanmalı buharlı makineler olarak iki ayrı kolda gelişmiş, içten yanmalı buharlı makinelerin günlük hayattaki yansıması olan otomotiv endüstrisinin gelişimi anlatılmıştır. Endüstri 2.0 ve Endüstri 3.0 yazılarında sıklıkla bahsedilecek olan otomotiv sektörü, endüstri devrimlerinin daimi lokomotif sektörü olmuştur.

ENDÜSTRİ 2.0 ve SERİ İMALAT DÖNEMİ:

Endüstrinin gelişmesi ile birlikte, sadece seçkinlerin ulaşabildiği otomobillerin kitlelere standartlaştırılarak sunulma ihtiyacı ortaya çıkmış ve 1903 yılında Henry Ford’un ilk defa kurduğu seri imalat bandıyla otomobiller üretilmeye başlanmıştır. Bu devrim, günümüzde Endüstri 2.0 olarak anılmakta olup halen üretimin temel mantığını oluşturmaktadır.

Buharlı makinelerin keşfinden sonra, buharlı makinelerin verimliliği araştırmaları sonucu bir çok gelişme yaşandığı gibi; seri imalatın gelişimi de seri imalatın verimliliği araştırmaları ile olmuştur.

Bu çalışmaların ilkleri arasında Amerikalı Taylor’un araştırmaları karşımıza çıkmaktadır. 1800’lü yılların sonunda, Amerikalı Makine Mühendisi Frederick Winslow Taylor işçi olarak başladığı demir çelik sektöründe Genel Müdür seviyesine kadar yükselmiştir. 1900 yılında çelik malzemelerin işlenmesi için kullanılan ve teknikte kendi ismi ile anılan Taylor-White yüksek hız takımlarını işleme yöntemi ortaya çıkarttı. Taylor, 1901′de para yapacağı işlerden vazgeçerek hayatının geri kalan kısmını ve gelirinin fazlasını Bilimsel Yönetim amacına adadı. Bilimsel Yönetim İlkelerinin pratik uygulamasını makine atölyesinde öğrenmek isteyen kişilerin masraflarını ödedi, dersler verdi ve kitaplar yazdı. 1907′de Amiral Goodrich, önerilerinden faydalanmak üzere New York tersanesi için Taylor’dan yardım istedi. Taylor’ın karşılık beklemeden yaptığı bu çalışması çok başarılı olunca, aynı metotlar deniz kuvvetlerinin diğer servislerinde de uygulandı

Taylor üretimde verimlilik konusunda çalışmalar yapmış ve kendisi Endüstri Mühendisliğinin kurucularından kabul edilmektedir.

Bundan önceki yazımızda ve sonraki yazılarda da değineceğimiz gibi, her bir endüstri devrimi farklı bir meslek kolunu doğurmuş yada geliştirmiştir. Endüstri 1.0 devrimi Makine Mühendisleri tarafından geliştirilen bir süreç olmuş, Makine Mühendisleri endüstri 2.0 devrimini tetiklemiş ve Endüstri Mühendisliği’nin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Endüstri 2.0 devrimi ise Endüstri Mühendisleri tarafından gerçekleştirilen bir devrim olmuştur.

Taylorculuk

1911 yılında yayınlanan “The Principle of Scientific Management” makalesinde belirtilen fikirler “Taylorculuk” olarak anılmıştır. Taylor bu makalesini Bilimsel Yönetim Esasları ve Bilimsel Yönetim İlkeleri olarak iki ayrı bölümde ele almıştır.

Taylor makalenin giriş bölümünde; vatandaşın neredeyse tüm günlük yaşamının verimsizliği yüzünden ABD’nin zarara uğradığını belirtmiş, bunun çaresinin ise olağanüstü insanlar aramak değil, sistematik yönetimle olacağına belirtmiştir. Taylor; en iyi yönetimin, bilim yoluyla olacağını ve buna da iyi belirlenmiş kanunlar, kurallar ve ilkelerin eşlik etmesi gerektiğini savunmuştur. Bilimsel yönetim ilke esaslarının, bireysel aktiviteden en büyük şirket aktivitelerine kadar tüm insan faaliyetlerine uygulanabileceğini belirtmiş ve en özenli işbirliğinin bilimsel yönetimle olacağını savunmuştur.

Taylor Bilimsel Yönetim Esasları kısmında özetle; yönetimin esas hedefinin maksimum işveren refahını sağlamak olduğunu, bunun ancak maksimum üretkenlikle sağlanabileceğini belirtmiştir. Yönetimin ve çalışanın asıl hedefinin eğitim yoluyla çalışanın yeteneklerinin geliştirilmesi gerektiği anlatılmıştır. Bu sayede herkes doğal yeteneklerine uygun olduğu işlerde en üst seviyede başarı gösterecektir.

Yönetim İlkeleri kısmı ise dört temel ilkeden oluşmaktadır:

  1. Parmak hesabı yöntemlerini bilimsel metodlar ile değiştirmek
  2. Çalışanın bilimsel olarak seçilmesi, eğitilmesi ve gelişimin sağlanması
  3. Her bir çalışanın, farklı iş birimlerine göre detaylı olarak bilgilendirilmesi ve denetlenmesi
  4. İşin yöneticiler ve çalışanlar arasında eşit şekilde bölünmesi. Bu sayede, yöneticiler işin planlamasında bilimsel yöntemler kullanırlar ve çalışanlar da bunu uygularlar

Taylor’a göre bir çalışan, bu ilkeler esas alınarak teşvik edildiğinde ve buna yönetimin belirleyeceği yeni iş kolları eşlik ettiğinde; bilimsel yönetim, eski planlara göre çok daha fazla verim sağlayacaktır.

Seri imalat dönemi, verimlilik çalışmaları ile birlikte farklı kavramların da incelenmesini tetiklemiştir. Bu çalışmaların başında kalite yönetimi gelir. Özellikle ABD’li istatistikçi William Edwards Deming’in çalışmaları ve Japonya’daki uygulamaları, bugünkü toplam kalite yönetimlerinin temelini oluşturmuştur

Toplam Kalite Yönetimi ve William Edwards Deming:

Deming her ne kadar Amerikalı bir bilim insanı olsa da, özellikle Japonya’nın ilhakından sonra Japonya’da yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Deming’in temel savı, kalitede sağlanan iyileşmenin giderleri azaltacağını ve verimliliği artırarak pazar payını artıracağı yönündedir.

Deming, 1930′lı yıllarda Western Electric adlı şirkette Walter A. Shewhart’ın bölümünde çalıştı ve istatistiğin kalite yönetiminde kullanılması konusunda ilk bilgileri Shewhart’dan aldı. 1939 yılında Statistical Method from the Viewpoint of Quality Control adlı kitabını yayınladı. 1940 sonrasında, ikinci dünya savaşında ABD ordusunda 5 kişilik acil durum teknik komitesinde yer aldı. Savaş ekonomisinde ve üretiminde, kendi geliştirdiği istatistiksel kontrol sistemini kullandı. 1950 yılında Japon Bilim Adamları ve Mühendisler (The Union of Japanese Scientists and Engineers) tarafından Japonya’ya davet edildi. Deming, Japonlara toplam kalite yönetimini öğreten kişi olarak anılır ve kendisine duyulan saygıdan ötürü Japonya’da her yıl “Deming Ödülleri” adı altında kalite ödülleri verilmektedir. 1960 yılında Japon imparatoru tarafından “Kutsal Hazine Düzeni” (Order of the Sacred Treasure) ile ödüllendirilmiş ve 1987′de ABD Başkanı Ronald Reagan’dan Ulusal Teknoloji Ödülü’nü almıştır. 1988 yılında ise Ulusal Bilimler Akademisi’nden Üstün Bilim Adamı ödülüne layık görülmüştür.

Deming’e göre; kalitesizliğin temelinde değişkenlik yatar, kaliteyi yükseltmek için değişkenliği mutlaka azaltmak ve belli sınırlar içinde tutmak gereklidir. Deming’in kalite yöntemine yaklaşımı üç temel basamaktan oluşur

  1. Derin Bilgi Sistemi
  2. PUKÖ çevrimi (Planla-Uygula-Kontrol Et-Önlem Al)
  3. 14 Nokta İlkesi:
    1. Ürün ve hizmetin iyileştirilmesi için amaçlarda süreklilik yaratın
    2. Yeni felsefeyi benimseyin
    3. Kitlesel denetime bağlı kalmaya son verin
    4. Sadece fiyat etiketi üzerinden iş görme uygulamasına son verin
    5. Üretim ve hizmet sistemini sürekli olarak geliştirin
    6. Eğitim programları oluşturun
    7. Liderlik oluşturun
    8. Korkuyu uzaklaştırın
    9. Çalışanların bölümleri arasındaki engelleri yıkın
    10. İşgücü için slogan, ders ve hedef oluşturmaktan vazgeçin
    11. Sayısal kotalardan vazgeçin
    12. Çalışanların mutluluk ve gururunu önleyecek olan engelleri ortadan kaldırın
    13. Etkin ve güçlü bir eğitim ve öğretim programı oluşturun
    14. Dönüşümü gerçekleştirmek için harekete geçin

Yukarıda belirtilen ilkeler, şuan endüstride sıklıkla karşılaştığımız Kaizen-5S çalışmalarının temelini oluşturmaktadır. Kaizen’in temelini; israfın kaynağının belirlenmesi ve önlenmesi, varyasyonun azaltılması ve sürekli iyileştirme oluşturmaktadır. Bu yöntemin uygulanmasında ise 5S yöntemi Seiri (Sıralamak)- Seiton (Düzeltmek) – Seiso (Temizlemek) – Seiketsu (Standardizasyon) – Seitsuke (Sürdürülebilirlik) kullanılır.

Üretim maliyetlerinin giderek düşmesi ve endüstriyel ürünlerin her seviyede insana ulaşması, toplam pazarın giderek artmasına sebep olmuştur. Bunun neticesinde, her pazarda yeni üreticilerin devreye girmesi rekabeti doğurmuştur. Ford’un ilk yıllarda ürettiği otomobiller için kullandığı “Müşteri ne renk isterse alsın, yeterki siyah olsun” yaklaşımı; General Motors’un 1920’li yıllarda fiyat farkı almadan farklı renkleri 5 farklı modelde sunmasından sonra değişmiştir.

Seri üretimin verimlilik ve kalite artışı, üretimde adetsel artışı da beraberinde getirmiştir. Birinci ve ikinci dünya savaşı esnasında; gerek teknoloji gerekse bilgi birikiminde muazzam artış olmuştur. Savaş ekonomisi gereği, halkta tüketime ayıracak kaynak kalmamış, tüketim düşmüştür. Savaş sonrasında, savaş esnasında oluşturulan endüstrinin devamlılığı gerekiyordu. Gerek fabrikaların ürettiği yüksek adette ürüne tüketici bulunması, gerekse toplumların ve endüstrinin savaş psikolojisinden tüketim psikolojisine evrilmesi için yeni bir yönteme ihtiyaç duyuldu. Üretim ve tüketime dayalı kapitalist sistem yeni bir akım geliştirerek “pazarlama” yöntemlerini geliştirmeye başladı. Artık sınırlar silah gücüyle değil ticaret gücüyle belirlenecekti. Üretim yapılabilecek yeni pazarlar geliştirilecek, halkın ihtiyaçları pazarlama faaliyetleri ile kara dönüştürülecekti.

İlerleyen süreçlerde ise pazarlama; malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılmasına ilişkin planlama ve uygulama süreci olarak tanımlanmış ve günümüzde de bu şekilde uygulanmaya devam edilmektedir.

Bilgi toplumu; 1960 ve 1970’li yıllarda ABD, Japonya ve Batı Avrupa ülkeleri gibi gelişmiş ülkelerde bilgi teknolojilerinin kullanımının giderek artmasıyla ortaya çıkan bir aşama olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle 1974’te patlak veren petrol krizinin etkisi ile Japonya gibi gelişmiş ülkeler temel stratejilerini gözden geçirerek, enerji tüketimi çok fazla olan demir ve çelik gibi sektörlerden yüksek teknolojiye dayanan mikro elektronik gibi sektörlere yönlendirdiler. Böylece daha çok enerji kullanımını öngören ve kitle üretimine dayanan sanayiler terk edilmeye başlandı. Yeni endüstriler, çok büyük ölçüde hammadde ve emeğin üretim sürecindeki ağırlığını azaltarak bilginin önemini ön plana çıkardı. 1975-1990 arasında Japonya’da üretim üç misli arttığı halde, hammadde kullanımında herhangi bir artış olmaması da bunun en iyi göstergelerinden biri olarak görüldü

Elektroniğin gelişimi ile elektroniğin sanayide kullanımın yaygınlaşması; 1950’li yıllarda kullanılan röleli kontroller yerine 1970’li yıllarda programlanabilir otomasyon sistemleri geliştirilmiş ve bir sonraki endüstri devrimine geçiş tetiklenmiştir.

Bir sonraki yazıda Endüstri 3.0 dönemi-PLC kontrollerin gelişimi incelenecektir.

Paylaş
Önceki İçerikGeleceğin teknolojisi raflarda yerini aldı
Sonraki İçerikHava kirliliğini absorbe eden sokak lambası
Ege Üniversitesi Makina Mühendisliği bölümünde lisans, Özyeğin Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde yüksek lisanstan mezun olmuştur. 10 yıllık iş yaşantısında satış sonrası hizmetler, ürün yönetimi, marka yönetimi ve satış gibi farklı departmanlarda çalışmıştır. Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden birinde, kendi geliştirdiği B2B satış kanalında Satış ve İş Geliştirme Müdürü olarak çalışmaktadır. Gelecek nesil ürün ve üretim teknikleri konularını yakından takip etmekte olup, tarih ve felsefeye özel ilgi duymaktadır.