“Evden çalışmak” size ve şirketinize iyi gelecek

Hollanda’da master yapan bir arkadaşım, orada çalıştığı hocası ile sohbet esnasında günde yaklaşık 3–4 saatinin yolda geçtiğinden bahsetmiş. (Bahsettiğim yer tabii ki İstanbul) Hoca bunu algılamakta zorlanmış ve durumu oldukça anlamsız bulmuş. Hocasının evi ile üniversite arasındaki mesafe hızlı trenle yaklaşık 2 saat sürdüğünden, evine yalnızca hafta sonları gidiyormuş. Bunun üzerine İstanbul’a döner dönmez üniversitesi ile görüşüp, bazı günler evden çalışması konusunda izin alması gerektiği tavsiyesini vermiş. Bizimki içinden “tabii tabii” diyerek tebessümle olayı geçiştirmiş.

Arkadaşım olayı bana anlattığında Hollandalı hocanın görüşüne katılarak gülmekle yetindik. Öyle ya biz teknolojide de, bilimde de onlardan fersah fersah ilerdeyiz ve onlar ne bilebilir ki!

Ancak şu da bir gerçek ki; o sırada ben de Avcılar’da çalışırken evim de Ataşehir’de idi. (50-60 km) Benim de günümün yaklaşık 4 saati yollarda geçiyordu. Düşünün, günün 24 saatinin 4 saati yollarda harcanıyor. Verimli çalışmak veya zihinsel/bedensel enerjiden kim söz edebilir ki? Bu sorun tabii ki sadece benim sorunum değil. Yollarda belki on binlerce araç ve milyonlarca insan maalesef her gün aynı kadere mahkum.

Ekonomik boyutlar söz konusu

Haydi bireyleri bir kenara bırakalım. Böyle bir durum ülkemiz için bir kazanç sağlıyor mu yoksa büyük bir kayıp olabilir mi? Olayın maliyetini hesaplamak gerçekten çok güç ancak bazı durumlardan belki çıkarımlarda bulunabiliriz.

2002 Dünya Kupası Japonya ve Kore’de düzenlenmişti. Bu durumda maç saatleri Avrupa ülkeleri için sabah ve öğlen saatlerine denk geliyordu. İngilizler kendi maçlarının olduğu saatlerde (mesai saatleri) bir maçın bedelinin ülkeye zararının milyonlarca sterlin olduğunu açıklamıştı.

Elbette bu tek kriter değil ancak insanların yolda çektikleri sıkıntı iş yaşantısına olumsuz anlamda etki etmektedir ve bunu tüm ülke açısından sıkıntılı bir durum olarak düşünebiliriz. Peki çalışanların çoğu evlerinde çalışsa, yolda geçirdikleri zaman kendilerine kalsa bu hem insanlar hem de ülkenin faydasına olmaz mıydı?

Değişim nerede başlar?

Pek çok konuda alışkanlıklarına sımsıkıya bağlı bir toplumda yaşadığımızı düşünüyorum. Dolayısıyla hayatımız ile ilgili bırakın radikal kararları, en basit değişimler bile bizleri rahatsız edebiliyor. “Eski köye yeni adet getirme” sözü herhalde toplumumuzun değişime bakışını en güzel şekilde ifade ediyor.

Yavaş yavaş bazı örnekler üzerinden yola çıkarak evden çalışma konusunun hem çalışanlar hem yöneticiler hem de işverenler tarafından olumlu veya olumsuz olabilecek yönlerini incelemeye çalışalım.

Siemens Ankara’da yeni bir ofis konseptine geçmiş. Buna göre şirkette kimsenin kendine ait masası ve telefonu yokmuş. Yaklaşık 200 kişi evden çalışıyormuş ve ofise gitmeleri gerektiğinde ortak masa ve telefonları kullanıyorlarmış. Şirket bu kararı aldığında genel müdür Hüseyin Gelis “Bunu ilk kez çalışanlarımıza duyurduğumuzda strese girdiler” demiştir. Hatta “Bu konsept yurt dışından geliyor, bizim kültürümüz farklı, bize uygun olmaz” diye itiraz da etmişler.

Evet doğru, bu konsept bize yurt dışından geliyor.
Tıpkı açık ofis konseptinin yurt dışından geldiği gibi.

1950’li yıllarda ofisler kocaman açık alanlardı. Müdürler bu sayede kolayca ofis içerisinde çalışanlarını kontrol edebiliyorlardı. Kontrol etme takıntısının kökeni de, bu zamanlardan geliyor herhalde. (Evden çalışma nasıl kontrol edilir sonraki yazılarımızda) 1970’li yıllardan itibaren ise bu kalabalık ofislerin yarattığı verimsizliği azaltabilmek amacıyla ve insanlara biraz daha fazla özgürlük verebilmek adına kabinli açık ofisler dizayn edilmiş. Ancak bu seferde çalışanlar küçücük alanlara hapsolup, birbirlerinden izole hale gelmişler.

Günümüzde ise artık hızlı bir şekilde özellikle yurt dışında evden çalışma yaygınlaşmaya başlamıştır. Örneğin, Amerika’da yaklaşık 30 milyon kişi evlerini home office olarak kullanmaktadır. Yine Amerika’da yapılan bir araştırma da çalışanların yaklaşık % 72’si esnek çalışma saatlerinin bir işi diğerine tercih etmelerin de önemli bir rol oynayacağını belirtmiştir. Esnek çalışma saatlerini ayrıca bir başka yazıda inceleyeceğiz. 

Siemens bu kararı alırken Almanya’daki istatistikleri incelemiş ve çalışanlarının %50’sinin masalarında vakit geçirmediklerini fark etmiş. Hüseyin Gelis, kısa bir zaman sonra ofislerin en az yarısına ihtiyaç olmayacağını belirtiyor. Siemens’in yaptığı araştırma da bu konuyu destekler nitelikte.

Dahası yok mu?

Bu konu ile ilgili yine çok ilginç örneklerden birisi de Virgin Group’tur. Grubun patronu ve CEO’su Richard Branson çalışanların ofise gelmesini nerede ise yasaklamış durumda. Toplantılar sadece acil durumlarda yapılmaktaymış. Şu an grup çalışanlarının neredeyse %80’i evlerinden çalışıyor. Girişimde bulunduğu pek çok sektörde büyük başarılar yakalamış Branson’un bir bildiği var herhalde.

Siz de “Bu bizim toplumumuza uygun olmaz” diyenlerden misiniz? Bu değişim bizim de kapımızda ve buna direnmek çok da anlamlı değil. Belirli sektörleri veya şirketlerin bazı departmanlarını düşündüğümüzde bu durumun hayata geçmeye başlaması normal olacaktır.

Mesela köşe yazarları. Bu kişilerin zaten görevi yazı yazmak, bu kişileri ofise getirmenin ne anlamı var? Mesela bir satış temsilcisi neden her gün aynı saatte ofise gelsin ve mesai bittiğinde evine dönsün? Satışçının bir bilgisayara (uzaktan intranet verilerine ulaşabileceği) ve bir telefona sahip olması yeterlidir. Belki haftada sadece bir gün ofise gitmesi yeterli olacaktır. O da raporlarını gösterebileceği toplantılar olacaksa.

Aslında belirli meslekten insanları her gün ofislere getirmek o kadar abes ki belki alışmış olduğumuzdan hiç garipsemiyoruz bu durumu. Kadrolu ressamımız olsa “Her gün şu saatler arasında ofise gel ve o saatler arasında resim yap” diyeceğiz neredeyse.

Patronlara bu işin artıları nasıl anlatılır?

Ofis tutma veya çok daha küçük ofislerde iş yapmanın getireceği karlılık ne olacak? Personeller ofislere geldiğinde harcanan servis, yemek bedelleri ne olacak? Evden çalışma yaygınlaşmaya başlanırsa personel gideri ve binalardaki elektrik, su vb masraflar ne ölçüde azalacak?

Eski tip yöneticiler çalışanlarını sürekli olarak kontrol etmek isterler. Açık ofislerin kurulma nedeni de buydu. Ancak yeni jenerasyon kontrol edilmekten hiç hoşlanmıyor, aksine özgür olmak istiyor. Değişime direnmek anlamsız. Zira bir süre sonra onlar yönetici olmaya başlayacaklar. Onları eski usul yöntemlerle kontrol etmek isteyenlerin sonunun hüsran olması kaçınılmaz.

Hem kurumların hem çalışanların kendilerinin bu kültürü uygulayabilmeleri için yapmaları gereken pek çok unsur var.

Evden çalışma konusu tek bir yazıda fikir verecek bir konu değil.Neler yapmak gerektiğine dair önerilerimizi yazı dizisinin devamında paylaşıyor olacağız.