Röportaj: BUBA (Bümed Business Angels) Bölüm-2

Geçtiğimiz haftalarda BUBA ile yaptığımız uzunca sohbetin ilk bölümünü yayınlamıştık. Yazı oldukça ilgi gördü. Ancak 15 dergi sayfasını aşkın bir röportajın ikinci bölümünü peş peşe yayınlamayı uygun görmemiştik. İşte şimdi ikinci bölümüyle karşınızdayız. Röportajın gittikçe derinleşen seyri bize keyif verdi. Umarım sizler de keyifle takip edersiniz.

Raci Cihan Şener: Peki girişimler arasında enteresan vakalar var mı? Bugüne kadar karşınıza neler çıktı?

Fatih Üstün: Enteresan vakalar var tabii. Ama şimdi girişimlerin ismini söylemek doğru olmaz.

Şule Türkmen: Ya da fikir aşamasında bize başvurmuş, hala fikir aşamasında olan bir fikri enteresan diye paylaşmak olmaz. Ama yapılmış olan enteresan bir fikir de aklıma pek gelmiyor.

Raci Cihan Şener: Peki başvuru sayıları tatminkar mı? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Fatih Üstün: Açıkcası başvuru sayısı bizleri tatmin ediyor. Sayıdan ziyade başvurunun niteliği konusunda sorun var. Gerçekten gelen başvurulardan en iyi ihtimalle %5’lik kısmı gelecek vaad ediyor.

Şule Türkmen: Bu noktada ben de bir şey eklemek istiyorum. Şimdi girişimcilik çok populer bir konu olduğu için bir fikri olan hemen bize yazıyor. “Şöyle bir fikrim var, ne yapsam?” diye yazan ve sürekli arayanlar oluyor. Kimseyi kırmadan herkesi dikkatlice dinlemek istiyorum. Ama Türkiye’de bir girişimin, bir şirketin çıkıp ölçeklenebilir olması için başka türlü bakmak gerek.

Türkiye’de e-ticaret vb. çalışmalar çok güzel ancak bunlar çok doymuş piyasalar. Türkiye olarak bizim bilim üretmemiz gerekiyor. Daha fazla ölçeklenebilir girişimlerin çıkması için daha fazla bilim üretilmeli. Bu piyasada gördüğüm en önemli şey bu diyebilirim.

E-ticaret olmaz demiyorum, inanılmaz güzel çalışmalar var. Ancak dediğim gibi bu piyasalar epey doymuş piyasalar. Yapacağınız şeyin dünya piyasalarında hemen hemen muadilini bulabiliyorsunuz. Yapılan girişimin burda bir pazarı olabilir. Ancak “Biz bu girişimi dünyada nasıl ölçekleyeceğiz?” diye düşünmeliyiz.

Nasıl yarışacağız? Bu girişimler nasıl yarışacak?

Bizim dünyadaki diğer girişim ekosistemleri ile yarışabilmemizin tek ve tek yolu bilimi geliştirmek, patent almak, inovasyon yapmak. Bu ekosistemi ve girişimleri globalde ancak bu şekilde büyütebiliriz.

Fatih Üstün: Son dönemde bir girişim ekibi ile tanıştım. Bir uygulama yapmışlar. Hepimizin bildiği bir uygulamanın birebir aynısını yapmışlar. Tamamen aynı. İnanamazsınız, bu kadar olmaz dersiniz. Sadece biri biraz daha mavi renkli, diğeri biraz daha yeşil ağırlıklı. Uygulamaya baktım. Sordum “Bunun diğer X uygulamadan ne farkı var?” dedim.
Cevap: “Yerli ve milli.

Şule Türkmen: Çok popüler oldu “Biz yerlisiyiz” demek. Biraz da devletin “yerli ve milli” kaygısından da kaynaklanıyor. “Buradaki farklılık nedir?” diye sorduğumuzda cevap “Biz Türkiye’de yapıyoruz” olabiliyor.

İyisi varsa sen ne kadar büyüyebilirsin ki? Zaten çoğunlukla bu girişimlerde pazar oturmuş oluyor.

Fatih Üstün: Farklılaşmayı biraz yanlış anlıyoruz. Tamam, tabii ki Türkiye’de yap bunu. Buna karşı değiliz. Yerli olsun, milli olsun. Keşke taklit edilen o girişim zamanında bizden çıkmış olsaydı. Ama madem çıkmış ve sen de bunun bir benzerini yapıyorsun; en azından bir farklılık katmalısın..

Hele ki girişimcilik ekosisteminden bir destek aranıyorsa, “Neyin farklı olacak?” sorusuna bir cevap olmalı. Sen bize sordun ya. “Sizi diğer melek yatırım ağlarından ayıran noktalarınız neler?” Gerçekten bu soruya verecek bir cevap olmalı, yoksa varlığın bir anlamı kalmıyor. Yani taklit eden olarak en azından de ki; “Biz yerli ve milliyiz. Bunun yanısıra da, diğer girişimin ürününde şu özellikler var ama bizde de bu var. Biz bu özelliğimizle kullanıcıya şunu sağlıyoruz.”

Şule Türkmen: Bu konuda ekosisteme bir eleştiri yapmalıyım. Bu durumu besleyen de yine melek yatırım ağları kültürü olmuş olabilir. Sonuçta bu kültür de Türkiye’de yeni ve hala gelişmeye devam ediyor. Çok yeni ve yatırımcı tarafında insanlar bu piyasaya henüz tam alışamadıklarından, baştan hep şunu istediler; Amerika’da yapılmış olsun da, biz o zaman yatırım yapalım. Bu o kadar yerleşmiş bir kalıptı ki, yerlisini yaptık oldu tavrı da, durumun bir uzantısı oldu.

Bu arada ekosistem de bu şekilde. “Amerika’da var mı? Varsa biz de yapalım.” kültürünü hala atabilmiş değil. Bu sebeple bir eleştiri getirmek gerektiğine inanıyorum. Gerçekten çok inovatif bir şey bile götürseniz yatırımcılara, genelde ilk gelen soru “Amerika’da var mı?” oluyordu. Şu an belki bu yeni yeni kırılmaya başladı. Ama ilk zamanlarda, özellikle birkaç sene öncesinden bahsedersek bence kesinlikle bu kültür yerleşikti.

Raci Cihan Şener: Eğer biz inovasyon ekosistemine hizmet edeceksek, girişimcilerin bu noktadaki eleştirisine de kulak vermek gerek. “Ekosistemin yatırımcı koltuklarında oturanlar, bizi, işimizi sunmak için çeşitli kalıplara sokuyorlar” eleştirileri de mevcut.

Şule Türkmen: Sonuçta melek yatırımcı bir takım verilere göre değerlendirecek. Şunu da unutmamak gerek, biz sunumları bir formata sokmadan diğerleriyle de karşılaştırma şansımız pek yok.

Fatih Üstün: Şöyle de bir gerçek var, duyuyoruz. Sunum için para talep eden melek yatırım ağları var! Yatırım komitesinin karşısına çıkmak ya da ön analizde girişimciyi dinlemek için para alanlar var. Hiç tahmin etmezdim böyle şeyler olabileceğini. O yüzden girişimcilerin haklı olduğu noktalar da var.

Ama şu da bir gerçek ki; bir melek yatırım ağının, bir yatırımcının girişimi değerlendirebilmesi için belli başlı şeyleri görmesi gerekiyor. Yani ben bir rakip analizi görmezsem, detayları bilmezsem karar veremem. Bir de biz sunum taslağı göndermezsek, bu bilgiler bize gelmiyor. Ya da eksik gelebiliyor. Eksik bilgilerle karar veremem. Böylesi kapsamı belirlenmemiş bir yöntem ile hem girişime zaman kaybettirmiş olurum, hem kendim zaman kaybederim.

Girişimcinin yapacağı tek bir şey var, bu işin belli başlı tek bir formatı var. Girişimci sunumunu o formatta hazırlayacak. Sonra ise bu sunumu başvuracağı herkese gönderebilecek. Çünkü çok farklı şeyler isteyen melek yatırım ağları da yok. İstekler benzeşiyor. Belli başlı kalıpların hazırlanması yetiyor.

Raci Cihan Şener: Bu söylediğiniz para isteme hususu hiç yeni değil. Hatta girişiminizin benzeri Amerika’da kurulmuş mu kültüründen daha eski ve daha oturmuş bir kültür.

Fatih Üstün: Son dönemde oluşan yeni bir profilden de bahsetmek isterim size.

Gelir modeli olarak, bu tür programlara katılıp ödül almayı tercih edenler var. İşi hiç büyütmüyor. İş fikrini yapmış ama işleyiş olarak bir kuluçka merkezinden çıkıp diğerine başvuruyor. Oradan aldığı paralar ve kullandığı ofislerle geçiniyor. “Arada üç beş hackathon’a katılıp ödülleri toplarım” diye düşünüyor. Gelir modeli yapmış artık bunu. Sunum sunum, hackathon hackathon, kuluçka kuluçka geziyor. Tabii bu arada geçiniyor, gelir de elde etmiyor değil. Ama bakıyorsun, enerjisini işine harcamıyor. Sürekli ya bir sunumda ya bir yerde bir etkinlikte.

Neden büyüyemedin? Büyüyemezsin tabii, çünkü işine odaklanamıyorsun. Sürekli bir yarışma peşindesin. Böyle bir enerjiyi işine kaydırsan çok daha başarılı olacaksın. Gerçekten yatırım almayı başarı kriteri olarak gören kesim çok fazla. Yatırım alırsa zannediyor ki her şey oldu. Aslında tam tersine girişimlerin çok büyük kısmı yatırım aldıktan sonra batar. Çünkü bir rekabet çöküyor, parayı nasıl harcayacağını bilemiyor, yanlış yerlere harcıyor.

Evet, girişimlerin de şikayetlerinin pek çoğu doğrudur. Zaten ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Onların çektiği belli başlı çileler vardır doğru, ama risk sermayesinin veya melek yatırımcının formatına uymak konusunda yapılması gerekenler var. Zaten çok büyük beklentilerimiz yok.

Kendi adımıza söyleyeyim, biz hiç bir zaman şu şablon olsun, şu renk olsun, şu puntoda hazırlayın, şunları yazın demiyoruz. Sadece bizim verdiğimiz başlıklar var. Biz en başta 6-7 tane başlığımız var; takım, rekabet analizi, finansal rapor, pazar, hangi problemi nasıl çözüyor ve nasıl farklılaşıyor anlatmalı. Çünkü ben bunları görmediğim zaman tekrar dönüp sormam gerekiyor. Karşılıklı vakit kaybediyoruz. O da sıkılıyor. Tekrar tekrar sormaya başlıyor, bir daha düzeltme istiyor. İşte bütün bunları yaşamamak için baştan bir formatta bunu talep etmek en doğrusu oluyor.

Şule Türkmen: Zaten istediklerimiz çok genel. Amerika’da bir yatırıma da başvursa zaten bunu hazırlayacak, bundan kaçış yok yani.

Raci Cihan Şener: Girişimciler açısından bakıldığında destek veren devlet kurumları, melek yatırımcılar ve risk sermayesi kurumları bir pencereden görünüyor. Girişimci genelde bu kurumların sunum beklentilerini abartılı buluyor. Ben de arada bunu paylaşmış olayım.

Fatih Üstün: Ben de kendi girişimimde yüz küsür sayfa form doldurmuştum. Beklentiler farklılaşabiliyor. Aslında bence on sayfada da gayet rahat anlatılabilecek bir şeyi, yüz küsür sayfaya yazmak zorunda kalıyorsunuz. Aynı şeyleri tekrar tekrar soruyor.

Şule Türkmen: Banka gibi düşünün…

Fatih Üstün: Bilmediğin kelimeler olsun vs. oldukça yorucu formlar onlar. O tarafta haklılar. Kosgeb ve Tübitak’ın başvuru süreçleri biraz meşakkatli. Yalnız para ve destek o taraftaysa bu çile gibi görünse de ayak uydurmakta fayda var. Bu sebeple girişimciler de haklı ama bu kurumların da kendilerini yenilediklerini unutmamak gerek. Mesela Tübitak başvuru süreçlerini kuluçka merkezlerine biraz devretti. Onlar benim için seçsinler diyor. Bunun faydalı bir hamle olduğunu düşünüyorum. Devamı da gelecektir. Unutmamak lazım devletler de bu işi yeni yeni öğreniyor ve adapte oluyor. Mevzuatlar çıkartıyor.

Şule Türkmen: Kitlesel fonlama mevzuatını söylemek gerek. Baya bir gelişmeler oluyor.

Fatih Üstün: Gelişiyor, yavaş da olsa gelişiyor. Yani en azından geriye gitmiyoruz. İleriye doğru gidişimiz var.